Mersin

Mersin'in Batısı

Mersin turizminin asıl yoğunlaştığı, geliştiği taraf Mersin’den batıya doğru uzanan sahil. Bu sahil şeridi yer yer geniş kumsallar, ovalar, deltalar yaparak; bazen de Toroslar’ın denize dik inerek kayalık sahiller oluşturması ile Antalya il sınırlarına kadar uzanıyor.
Bu sahillerin düzlükleri muz, portakal, limon bahçeleri ile dolu. Bahçelerin bir kısmı yeni turistik tesislere dönüştü. Gelişen turizm yöre insanının yaşamını da etkiliyor. Sahilde yoğunlaşan turizmin ilgisi yaylalara doğru taştıkça yayla kültürü de hem kendisini turizme açmaya hem de turizmden etkilenmeye başlıyor.
Akdeniz tarihsel olarak nüfus hareketlerine alışıktır. Birkaç bin yıldır böyledir bu yaşam.Onun için turizmde son yıllarda atak yapmaya başlayan Anadolu Akdenizi’nin en doğusundaki insanlar yeni yaşama ayak uydurmakta hiç de zorluk çekmediler. Kendileri tarih boyunca oradan oraya göçüp duran insanlar modern çağın göçerleri olan turistleri neden yadırgasınlar ki!
Mersin kent olarak batıya doğru da hızla büyüyor. Önceleri yazlık konut olarak yapılan binalar kısa süre içerisinde kentin bir parçası haline geldi.


Erdemli’ye doğru
Yöre asıl olarak Mersin’in sebze ve meyve ambarı, seracılık çok gelişmiş. Büyük sanayi kuruluşları bu bölgede yok.
Turizmin bölgede gelişmesi ile birlikte küçük pansiyonlarla başlayan konaklama hizmeti büyük ve nitelikli otellerle sürüyor.
Sahilden biraz iç kesimlere doğru gidildiğinde portakal, limon bahçeleri, muz bahçeleri ve sebze seraları yaygınlaşıyor. Mersin’e yakın bölümler önceleri yazlık olarak yapılan sitelerle imar görmüştü. Ama kentin hızlı büyümesi buraları kentin mahalleleri, siteleri de sürekli oturulan evleri haline getiriyor hızla.
İlk oteller Mezitli ile birlikte başlıyor. Mezitli artık Mersin kent merkezi ile birleşmiş, kentin bir semti haline gelmiş.
Pompeipolis / Soloi
Mezitli’den iki km. içeriye girildiğinde Viranşehir’de Pompeipolis antik kenti kalıntıları görülüyor. Heyecan verici bir ören yeri. 20 katlı blok apartmanların arasında etkileyici bir görünümü var. Sütunlu yol kentin zenginliğini ve mimari başarısını göstermeye yetiyor. 6. yy.da büyük bir depremle yıkılmadan önce önemli bir Roma kentiydi. Kentin denize doğru inen 450 m. uzunluğunda on m. genişliğindeki caddesinin 2. veya 3. yy.da yapıldığı düşünülüyor. Caddeyi süsleyen 200 sütundan 40’ına ulaşılabildi. Sütunların üzerinde insan ve hayvan figürleri bulunuyor.
Kazılar devam ediyor ve antik kent biraz daha aydınlanıyor.
Burada önce Soloi kenti vardı. Adı güneş anlamına gelen Soloi bir liman kentiydi, Kıbrıs ve Mısır ile yapılan ticaretle zenginleşmiş felsefe ve bilimde ilerlemişti.
Kilikia’ya ordusuyla gelen Romalı General Pompeius bölgedeki korsan egemenliğine son verdi. Kurtarılmaya ve hayatta kalmasına değer gördüğü bazı korsanları Soloi’ye yerleştirdi. Kenti yeniden imar etti ve kendi adını verdi. Soloi artık Pompeipolis’di. Kent Bizans döneminde de önemini korudu, Piskoposluk merkeziydi.
527 yılında büyük bir deprem kenti yerle bir etti.
Yeniden ayağa kalkmaya çalışan kent ardı ardına gelen Sasani ve Müslüman Arap saldırılarının da etkisi ile görkemli günlerine bir daha dönemedi. Bir süre sonra da terk edildiği anlaşılıyor.
Buluntular Mersin Müzesi’nde görülebiliyor.

Kilikia, Akdeniz’de korsan ve yağmacılar
Akdeniz deniz ticaretinin geliştiği yer oldu. Gemi yapımı da yavaş ama sürekli bir gelişme gösterdi. Gemiler sadece ticari malların değişimini sağlamıyordu. İnsanlar da seyahat ediyorlardı. Gittikleri yerlere yeni şeyler götürüyor yeni şeyler alarak geri dönüyorlardı. Deneyim, bilgi, sanat da gemilerle bir yerden bir yere gidip geliyordu. Elbette gemilerin taşıdığı sadece "iyi" şeyler değildi. Bulaşıcı hastalıklar, yerli halkın tanımadığı, dolayısıyla bağışıklığı olmayan virüsler de hareket ediyordu.
Ama Akdeniz’de en belirleyici olan ticaret ve onun getirdiği zenginlikti.
Bir de bu zenginlikten pay almak isteyen korsanlarla yağmacılar.

Akdeniz’de gelişen uygarlık
Eski zamanlara doğru bir yolculuğa çıkalım ve korsanlığın kaynaklarına bakalım. Sonra Akdeniz’i tir tir titretir, karalara hakim olan imparatorluklara rağmen denizlerin fatihi olarak nasıl ayakta kalabildiklerine bakalım.
Bu arada Akdeniz’deki otoriteyi tehdit eden bir başka güce değinelim. Bu güç de yağmacılar olarak adlandırılabilecek dağ kabileleriydi. Toroslar’ın yükseklerinde yaşayan kabileler de ovalarda, deniz kıyılarında kurulan; tarım ve daha çok da ticaretle zenginleşen kentlere baskınlar düzenleyip mallarını yağmalıyorlardı.
Akdeniz tarihe bir "suyolu" olarak girdi. Akdeniz’de Antik Çağ’da da balık çeşidi çok ama balık azdı. Sürü balıkları yoktu.
Günümüzde durum daha da vahim. Bir uzman olan Nino Caffiero; "Gün gelecek Akdeniz’de balık avı yasaklanacak ve bu deniz, içindeki türlerin korunması ve kurtarılması için bir zooloji parkına dönüştürülecektir." diyor. Uluslararası bir çaba gösterilmezse bu öngörünün gerçekleşmesi için çok uzun bir zaman kalmasa gerek.
Akdeniz hiçbir zaman çevresinde yaşayan insanları doyuran bir "bolluk denizi" olmadı.
Ama insanlara bir başka olanak tanıdı. Denizin yüzeyini bir taşıma yolu olarak sundu. Deniz taşımacılığı her zaman en ucuz taşımacılıktı.
Ucuz taşımacılık ticareti geliştirdi. Ticaret zenginlik getirdi. Liman kentleri kuruluyor ve gelişiyordu. Alüvyonların doldurması, depremlerin yıkımı gibi nedenlerle limanını kaybeden bir kent tarih sahnesinden çekiliyordu. Akdeniz yaşam için bu kadar belirleyiciydi. Akdeniz üzerindeki egemenlik kavgalarının esası da karalar değil denizlerdi. Deniz ticaretine hakim olmak için karalar fethediliyordu.
Bu kitabımızda örneklerini bulacağınız gibi korsan saldırılarından yılan liman kentleri de daha güvenli buldukları içerilere taşınıyordu.
Akdeniz çevresinde yaşayan insanlara zenginlik sunmaya devam ediyor. Dev nakliye uçaklarının, gelişen karayolları ve demiryollarının azalttığı deniz ticaretinin yarattığı açık dünyanın en gözde turizm merkezlerinden biri olarak kapatılıyor.
Denizdeki zenginlik ve korsanlar

Bir "suyolu" olarak Akdeniz’de ticaretle birlikte gemi yapımcılığı, ağaç işçiliği gibi yan endüstriler de gelişiyordu. Ticaret için ülkeler arasında gidip gelen ve çok sayıda limana uğrayan gemiler tarımı da etkiledi. Akdeniz’in en önemli ticari ürünü zeytin / zeytinyağı ile üzüm / şaraptı.
Kıyı kentleri sadece kendi ürettikleri ürünlerin ticareti ile yetinmiyorlardı elbette. İç bölgelerde başta buğday / ekmek olmak üzere çok çeşitli ürünler yetişiyor ve bu ürünler de deniz ticareti yoluyla değişime giriyorlardı.
Deniz ticaretinin Akdeniz’de gelişmiş olması kıyı özelliği ile yakından ilgilidir. Açık denizin zorluklarına uygun olmayan basit gemiler ancak kıyı kıyı yol alabiliyorlardı. Fırtına göründüğünde hemen sığınılabilecek bir limana ihtiyaç vardı. Akdeniz kıyıları, özellikle de Anadolu’nun kıyıları sığınılabilecek sayısız koyla örülmüş bir danteli andırıyor, yani çok sayıda güvenli limanı.
Üstelik kıyı yerleşimlerinin çokluğu ticaretin cirosunu da büyütüyordu. Her limanda mal satıp mal alınabiliyordu. Malların sık el değiştirmesi de daha çok kâr anlamına geliyordu.
Bu kadar zenginliğin dolaştığı bir denizde korsanlık oldukça yüksek kazanç sağlayan bir işti.
Akdeniz kıyılarındaki egemenlik kavgaları da korsanların işine yarıyordu. Güç odakları rakiplerinin egemenliğindeki alanlarda korsanları destekliyor, onlarla işbirliği yapıyorlardı. Korsanların ganimetlerini satabilecekleri limanlar da elbette vardı.
Korsanlık öylesine güç kazandı ki, sadece denizyolu değil Akdeniz’de bir çok kent de korsanların denetimine girdi.
İ.Ö. 3. bin yılın ikinci yarısında gelişmeye başlayan gemicilik 2. bin yılda kürek ve yelkenle tanıştı. Aynı zamanda bir engel olan deniz artık daha elverişli bir "taşıma yüzeyi" haline geldi.
Korsanlar ve köle ticareti
Korsanlar sadece denizdeki ticaret gemileri ve liman kentleri için değil aynı zamanda yoksul köylülerin de düşmanıydı.
Denizde kürek kullanılması insan gücüne çok ihtiyacı artırdı. Yoksulluktan dolayı gönüllü forsalar çıkıyordu. Sonraları "kürek mahkumluğu" devletlerin hukukuna girerek yasal hale getirildi. Ama uzun bir dönem asıl insan gücü kölelerdi.
Forsa olarak kullanılan köleler çok uzun yaşayamıyor, sürekli yeni kölelere ihtiyaç duyuluyordu. İnsan ticareti yanı köle ticareti en kârlı işlerdendi. Korsanlar ticaret görünümüyle kıyılara çıkıyor ve yakaladıkları köylüleri tutsak alıyor, kendi gemilerinde çalıştırıyor ve ayrıca köle olarak satıyorlardı.
Genç kadınlar da "değerli bir mal" olarak görülüyordu.
Korsan korkusunun doğurduğu ticaret biçimi
Bu güvensiz ortam nedeniyle en eski dönemde deniz ticaretinde insanların yüz yüze gelmeden alışveriş etmesini sağlayan yöntem gelişmişti.
Gemi sahile yaklaşıyor, satmak istediği malları kıyıya bırakıyor ve bir ateş yakarak gemiyi kıyıdaki insanların güven duyacakları kadar açığa demirliyordu.
Kıyı insanları sahile inip bırakılan malları alıyor ve kendi satmak istedikleri malları bırakıp güvenli bir yere kadar uzaklaşarak bekliyorlardı. Gemi tekrar kıyıya yanaşıyor ve köylülerin bıraktığı malları alarak yoluna devam ediyordu. Taraflar asla karşı karşıya gelmiyordu.
Bu takasın değeri ise ticaretin devamını isteyenlerin karşı tarafı tatmin edecek ölçüyü gözetmeleriydi.
Takas çok daha eskiden beri vardır ve çok daha uzun süre de yaşayacaktır. Burada söz ettiğimiz takas insanların yüz yüze gelmedikleri farklı bir takas!
Korsanlık için sonun başlangıcı
Kilikia’da da bütün Akdeniz gibi korsanlar vardı.
Roma bölgeye hakim olduktan sonra Seleukosların politikasını sürdürememiş; eşkıyaların ve korsanların doğmasına ve güçlenmesine yol açmış. Donanmalarda görevli paralı askerler terhis edilmiş, Dağlık Kilikia’nın başlıca gelir kaynağı olan kereste ihracatı çok azalmış.
Geçimini sağlayamayan yöre halkından korsanlara katılanlar çoğalmış.
Roma Senatosu İ.Ö. 102’de Kilikia’ya Praetor Antonius’u göndererek soruna ilk ciddi yaklaşımını gösteriyor. Kısmen denetim altına alınan korsanlık daha sonra İ.S. 92’de Vali Sula zamanında yeniden artıyor. Korsanlar Pontos kralı Mithridates’ten de güç almaktadır. Sulla’nın getirdiği ağır vergiler de denizde korsanlığa, karada eşkıyalığa geçişi hızlandırıyor. Bu dönemde korsanlık biraz da anlam değiştirmeye başlıyor ve artık "hırsızlık" olarak değil "kahramanlık" olarak görülmeye başlanıyor, itibarlı bir iş haline geliyor.
Nihayet Roma Senatosu İ.Ö. 67’de General Pompeius’u Kilikia’ya gönderiyor.
Pompeius sorunu çözmek içini güç kullanma yanında ekonomik çözümlere yöneliyor.
Bölgedeki Roma egemenliği güçlenince Kilikia "eyalet düzeninde" yeniden örgütlendi. O zamana kadar yöre halkının göçebe ya da korsan olarak yaşayanları yerleşik düzene geçirildi. Pompeipolis daha önceki Soloi yerleşimiydi. Korsanların da yerleştirilmesiyle yeni bir kent olarak imar edildi.
Korsanlar işleri ve evleri olan yerleşik insanlar haline geldiler. Evlendiler ve çocukları oldu. Akdeniz’de korsanlığın sonu böyle geldi.

 
© 2008
Bumer Turizm
tasarım mimsanbt
Anasayfa | Tur | Uçak Bileti | Vize | Rezervasyon | Fırsatlar | Hakkımızda | Mersin | İletişim
Bumer