Mersin’de insanın macerası çok eski çağlara uzanıyor. Akdeniz’in en sulak ve verimli topraklarından olan Çukurova, toprağı işlemeyi öğrenen insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biriydi. Üstelik tarıma elverişli bu büyük ovanın hemen yanı başında ormanlar başlıyordu. Antik çağdaki adı Kilikia olan bölgede insan yerleşimi Yeni Taş Çağı’na kadar uzanıyor. Gözlükule ve Yumuktepe olarak bilinen höyüklerde yapılan kazılarda elde edilen buluntular sadece yörenin değil tüm insanlık tarihinin aydınlatılması için çok değerli bilgiler sağladı.
Henüz Yunanistan, Ege Adaları ve Avrupa kıtasında bilinmezken; İ.Ö. 3000 yıllarından başlayarak bakırın ergimesi sırasında kalay katarak sert ve dayanıklı bir alaşım olan bronzu elde eden yöre insanı silahlar, tarım araçları ve kullanım eşyaları yapmayı biliyorlardı. Yeni bir çağı başlatan bronz alaşımı tarımdan küçük sanayiye geçiş sürecini başlattı. Bu da toplumsal örgütlenmeyi değiştirdi. Kentleşme, kapalı tarım ekonomisinden çıkış ve bölgeler arası ticaret başlıyordu artık.
Tarihin en eski çağlarında bir bölgedeki gelişmenin diğer bölgelere ulaşması uzun yıllar alıyordu. Bölgelerarası ticaret kültürün yaygınlaşmasını hızlandırdı.
Ticaret ve fetih amaçlı yolculukların verimli topraklara ve üstelik limanlara sahip Kilikia’ya uğramaması düşünülemezdi.
Eski Kilikia bölgesini kapsayan Mersin ili bu uzun tarihin ve farklı kültürlerin izlerini taşıyor.
Bu kadîm tarihe, ören yerlerine ve müzelere uğradıkça yeniden kısa yolculuklar yapacağız.
Mersin kent merkezi Batısı Türkiye’nin ve Akdeniz’in en parlak turizm merkezi Antalya, doğusu tarım ve sanayi yöresi Adana ile çevrelenen ilin güneyi boydan boya Akdeniz; kuzeyini ise Anadolu anakarasından Toros sıradağları ayırıyor. Akdeniz’in büyük limanlarından birisi. Bir deniz ticaret merkezi, tarihin çok eski dönemlerinde olduğu gibi.
Kilikia adı nereden geliyor?
Kilikia’nın sınırlarını İ.Ö. 1. yy.da yaşamış olan Amasyalı coğrafyacı Strabon Alanya’dan (Korakseion) Viranşehir / Mersin’e (Soloi / Pompeipolis) kadar Dağlık Kilikia (Tracheia); buradan İskenderun Körfezi’ne (Alexandreia kat’Isson) kadar da Ovalık Kilikia (Pedias) olarak tanımlıyordu. Kara tarafındaki sınır ise Torosların İç Anadolu’yu ayırdığı hattı.
Kilikia adı ilk kez İ.Ö. 16. yy.da Hitit yazıtlarında görülüyor. Adaniya Ovalık Kilikia’yı, Chalaka da Dağlık Kilikia’yı ifade ediyordu. İ.Ö. 15. yy. Mısır belgelerinde Kedi (ya da Kode) olarak; İ.Ö. 8. yy. Asur kaynaklarında Cihalakka (Hilakku) olarak anılıyor.
Heredotos’a göre ise Kilikia adının kökeni Fenikeli kahraman Heros Kiliks’e kadar geri gidiyor. Finike kralı Agenor’un oğlu Kiliks, Baş tanrı Zeus’un kaçırdığı kız kardeşi Europa’yı aramak için kardeşleriyle birlikte bölgeye kadar gelmiş, kardeşini bulmaktan umudu kesince de buraya yerleşerek adını vermiş.